16 Aralık 2014 Salı

Tourette Bozukluğunda Farmakolojik Tedavisi

ÖZET
Tourette bozukluğu motor ve vokal tiklerle karakterize kronik bir
nöropsikiyatrik bozukluktur. Hastalığın seyrinde belirtilerde zaman zaman
düzelmeler ve alevlenmeler görülebilmekte ve belirtiler hastaların yaşam kalitesini
azaltmaktadır. Hastalar belirtilerinin tedavisi için uzun süre ilaç tedavisi
almak zorunda kalmakta ve bunun yanı sıra pek çok ilaç yan etkisi ile karşı-
laşmaktadırlar. Tourette bozukluğu belirtilerinin farmakoterapi ile kontrolü
kimi olgularda klinisyenleri ciddi bir şekilde zorlamaktadır. Tourette bozuklu-
ğu tedavisinde en sık alfa 2 reseptör agonistleri ve antipsikotik ilaçlar kullanılmaktadır.
Tourette bozukluğu tedavisinde en sık kullanılan yeni nesil
antipsikotikler risperidon ve aripiprazoldür. Bunun yanı sıra çelişkili sonuçları
olan dopamin agonistleri, tetrabenazin, topiramat, levatirasetam ve delta-9-
tetrahidrokannabinol ile yapılan yeni çalışmalar da mevcuttur.
Anahtar Sözcükler: Tourette Bozukluğu, tikler, antipsikotik ilaçlar

ABSTRACT
Tourette disorder is a chronic neuropsychiatric disorder characterized by vocal
and motor tics. The course of the disorder shows waxing and vaning pattern
and symptoms adversely affect patients’ quality of life. Patients use
psychopharmacologic agents for long periods to control their symptoms
during which they also struggle with drug related side effects. Clinicians face
serious difficulties in controlling symptoms with psychopharmacological
agents. Primarily alpha 2 receptor agonists and antipsychotic drugs have been
used in the treatment of Tourette disorder. Risperidone and aripiprazole are
the most commonly used new generation antipsychotics in the treatment. In
addition there are contradictory findings regarding the use of dopamine
agonists, tetrabenazine, topiramate, levatirasetame, and delta-9-
tetrahydrocannabinol in these patients

7 Tourette Bozukluğunda Farmakolojik Tedavi
ourette bozukluğu motor ve vokal tiklerle karakterize kronik
nöropsikiyatrik bir bozukluktur. Tarihte ilk kez 1432 yılında Sprenger
ve Kraemer tarafından “Cadıların Çekici” (Malleus Maleficarium) adlı
motor ve vokal tikleri olan bir papazın anlatıldığı bir kitapta yer almıştır.
1885 yılında 9 hastada çocukluk başlangıçlı tikler ve kontrol edilemeyen sesler
ve sözler çıkarma ile Fransız nörolog Gilles de la Tourette tarafından tanımlanmıştır.
Bozuklukta çocuk çağı başlangıçlı sterotipik anormal davranışlar
yapma, sesler çıkarma öyküsü bulunur. Bu hastalarda ekolali, koprolali görü-
lebilir. Kalıtımsal özelliklerin yoğun olduğu bu bozuklukta, belirtiler zaman
zaman alevlenmeler ve azalmalar gösterebilir. Tedavide ilaç tedavisi, cerrahi
yöntemler ve çeşitli davranışsal terapiler kullanılmaktadır. [1,2] Hastalığın
farmakoterapisinde sıklıkla alfa iki reseptör agonistleri ve antipsikotikler ön
plandadır. Bunun yanı sıra halen üzerinde çalışılan pek çok farmakolojik ajan
bulunmaktadır. Bu derlemede Tourette bozukluğu psikofarmakolojisinde
kullanılan ilaçlar ve bu konudaki yeni gelişmeler gözden geçirilmiştir.
Tanımı
Tourette bozukluğunun tanısı, öyküye ve tiklerin gözlemlenmesine dayanır.
DSM-IV-TR tanı ölçütleri arasında eş zamanlı olarak ya da hastalık sırasında
kimi zaman birden çok motor ve vokal tikin bir arada bulunması ve bu belirtilerin
en az 1 yıldır devam ediyor olması bulunmaktadır.[3] Eşlik eden davranış
problemlerinin gözlenmesi [özellikle dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu
(DEHB) ve obsesif kompulsif bozukluk] ve ailede benzer belirtilerin
bulunması tanıyı güçlendirir.
Tourette bozukluğundaki tikler ani, kısa, aralıklı, istemsiz veya yarı-istemli
hareket (motor tikler) ve seslerden (fonik ya da vokal tikler) oluşur. Tikler
çoğu hastada karşı konulamaz ve istemsiz olmalarına karşın, bazı bireylerde
değişik sürelerde baskılanabilir.[4] Tourette bozukluğu çocuk ve ergenlerde
belirgin bir zorlanma ve sıkıntıya yol açmanın yanı sıra toplumsal ve akademik
anlamda ciddi işlevsellik kaybına yol açar. Tourette bozukluğu, DEHB,
obsesif kompulsif bozukluk, zayıf dürtü kontrolü ve diğer psikiyatrik bozukluklarla
(anksiyete ve duygudurum bozuklukları, öğrenme bozuklukları, uyku
bozuklukları, bağlanma bozukluğu, karşıt olma-karşı gelme bozukluğu, kendini
yaralama davranışı) çok sık birliktelik gösterir.[4,5]
Bozukluğun dünya çapında prevalansı 5-18 yaş aralığındaki çocuk ve
gençlerde %0.4 ile %3.8 arasında değişen oranlarda bildirilmektedir. Erkeklerde
görülme sıklığı kızlardan yaklaşık 3 kat fazladır.[6]
T

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder