13 Aralık 2014 Cumartesi

OSMANLICA VE GÜNCELİMİZDEN BİRKAÇ KELİME

                                           OSMANLICA yada OSMANLI TÜRKÇESİ 


Son günlerin tartışmalı konusu haline gelmiş olan OSMANLICA hakkında nekadar bilgiliyiz.Bu yazımızda Osmanlıcayı tanımaya ve tanıtmaya yer ayırdık.Osmanlıca hakkında bazı bilgileri araştırdık,derledik,toparladık ve sizlere sunduk.
Kaşgarlı Mahmut'un Divan'ında bahsettiği Oğuz ve Hakaniye diye adlandırdığı iki edebi şiveden biri olan Oğuz Türklerinin kullandığı dilin devami ve Tüklüğün îslâmi devlet içinde gelişen, Osmanlı hanedanına nisbetle, devlete ve resmî yazışma diline şâmil olarak Osmanlıca adını alan,Selçukluların son zamanlarından Cumhuriyet Devrine kadar yedi yüzyıl kullanılan ve kesintisiz eserlerini veren Osmanlı Türklüğü'nün dilidir. Bu itibarla Osmanlı Türkçesi olarak adlandırmak gerekir.Osmanlıca deyimi daha çok müsteşrikler tarafından verilmiştir. 
Eski Türkçe Devresi'nden sonra, Türk kültür târihi içinde eserlerimiz Türklüğün göçleri ve yeni yeni kültür merkezlerinin ortaya çıkması üzerine; içinde Kuzey-Dogu (Kipçak, Çağatay) ve Batı Türkçesini alan onüçüncü asra kadar "Müşterek Orta Asya Yazı Dili" verilmistir. Batı Türkçesi adını verdiğimiz Oguz Türkçesi; Osmanlı Türkçesi, Azeri ağzi ile birlikte olan müşterek devrelerini, hemen hemen onbeşinci yüzyılın ortalarına kadar sürdürürler. Ancak bu zamandan sonradir ki,Selçuklular Devri'nin sonunda yer alan ve Eski Anadolu Türkçesi adı ile andığımız her iki ağızın müşterek oldukları zaman görülen bâzı ayrılıkların bir kısmı Osmanlı, bir kısmı da Azerî Türkçesi'nde umûmîleşerek onaltıncı yüzyıldan başlamak üzere iki ağızın kesin çizgilerle ayrılmasına sebeb olur. Bunun yanında her iki şivenin komsularindan alinan kelimeler, Arapça ve Farsça olanlar hâriç, Azerî ve Osmanli Türkçelerinde anlaşmada çıkacak ikinci bir ayrılığı ortaya çıkarırlar. Azerî Türkçesi daha çok Rusça ve Moğolca ile onlara yakın yerlilerin ve Hintçe'nin kollarından kelimeler alırken, Osmanlı Türkçesi de komşu Avrupa milletlerinin dillerinden kelimeler almıştır. Gerçekte, kurulan büyük bir imparatorluğun sınırı içine aldığı pek çok milletin dilinden Osmanlı Türkçesi, topraklarla birlikte yeni kelimeler de fethederek onları millileştirmiştir. Bu durum az çok Türkçe'nin karekteri icâbı da böyledir. Bu kelimeler daha çok, italyan, Yunan, Arnavut, Sırp, Romen, Bulgar vs. gibi milletlerin dillerinden girmiştir. Ancak bu milletlerin dillerinden alınan kelimeler,Türkçe'nin içinde yoğurulurlar. 
Arapça ve Farsça'dan gelen kelimeler ise yadırganmazlar. Çünki Osmanlılarda bu iki dile hiç bir zaman yabancı diller gözü ile bakılmaz. Bu sebepledir ki Türkçe başta olmak üzere Arapça ve Farsça gramer unsurları Osmanlı Türkçesine girmiş yabancı kelimelerde herhangi bir ayrılık gözetilmediğinden, galat da olsalar, Türk zekâ ve kabiliyetinin ürünü olan kelimeler ortaya çıkmıştır. Bu durum tamlamalara da şirayet etmiştir. 
İslâmi devre içerisinde Batı Türklüğünün dili olan Osmanlı Türkçesi, devre itibariyle Türk Dili Tarihinin Orta ve Yeni Türkçe Devreleri içine girmektedir. Tarihî Türkiye Türkçesi adını da verdiğimiz Osmanlı Türkçesi ilk devir eserlerinde; Türkî, Lisân-i Türkî ve Türkmence olarak adlandırılır.Cevdet Paşa ve Fuat Paşa tarafından yazılan gramerin adı da Kavâid-i Osmaniye'dir. Cevdet Paşa daha sonra Osmanlı lafzini bırakmadan eserini tekrar yazmıştır. Bu isim daha bâzı gramer kitaplarında Lisân-ı Osmânî, Osmanlıca, Osmanlı Sarfi, Nahv-i Osmânî, Osmanlıca Dersleri gibi günümüze kadar gelmektedir. Ancak Süleyman Paşa ve Şemseddin Sâmî gibi zevatin yazdığı gramerlerde ilm-i sarf-i Türkî ve Nev usûl Sarf-i Türkî gibi yine Türkî lafzina yer verilir. Deny ve Redhouse gibi batililar ise, eserlerinde her iki kelimeye de yer vermişlerdir. 
Onüçüncü yüzyıldan yirminci yüzyıla kadar devam eden.alfâbe olarak Arap menseyli îslâmi Türk Alfabesine yer veren Osmanlıca'yı; 

1. Eski Osmanlıca, 2. Klasik Osmanlıca, 3. Yeni Osmanlıca olarak üç devreye ayırmak gerekir. 

Birinci devre, yukarıda da belirtildiği gibi Osmanlı Azeri Türkçelerinin birleştiği onüç-onbeşinci yüzyıllari içine alan, yabancı dillerden gelen kelimelerin az olduğu anlaşılır ve açık Türkçe devresidir. Bu devreye Eski Anadolu Türkçesi veya İlk Osmanlı Türkçesi de denmektedir. 

İkinci devre Klâsik Osmanlıca Devri'dir ki onaltı-ondokuzuncu asırları içine almaktadır. Türkçe bu devrede Arapça ve Farsça'dan gelen kelime ve gramer kaidelerine ziyadesi ile açılmıştır. Ancak bu durum, yazılan eserlerin mevzuuna ve işlenişine'göre, dilin açık ve anlaşılır veya kapalı olması şekli, değişmektedir. Meselâ Bâkî'nin Dîvân'ını anlamak güç olabilir. Fakat Meâlimü'l-Yakîn adli siyer kitabı gayet açıktır ve anlamada zorluk çekilmez. Ancak belirli kültür seviyesine ulaşmamış bir insan, hangi devirde olursa olsun günlük kelimelerin dışında hiç bir şey anlamaz ve cehaletini ortaya konan eserlere yüklemekten kendini alamaz. Bu durum göz önüne alındığı takdirde elbette çobanın ve pâdisâhın dili bir olmayacaktır. Çünki dünyaları başkadır. Fakat umumiyetle onaltıncı yüzyıldan itibaren Arapça ve Farsça'dan meydana gelen kelimeler ağırlık kazanmaya başlar, onyedinci ve on sekizinci yüzyıllarda gittikçe koyulaşır, anlaşılmaz bir hâl alır. Türkçe kelimelerin cümlenin sâdece fiilinde kaldığı görülür. Nesir dilinde pek fazla anlaşmazlık ortaya çıkar. Nazim dili ise, bir noktada ölçülü bir cümle yapısına sahib olduğu için, kendini pek kaybetmez. Bu devre Klâsik Osmanlıca olarak adlandırılan devirdir. Ancak bunda büyüyen ve gelişen bir devletin, her sahada, dilindeki ihtişam ve ifâda kabiliyetinin bulunması ve kültür seviyesi hayatının yükselmesi de büyük rol oynamıstır. Devrenin sonunda bu durum halk siirinde de kendini göstermiştir. Fakat bu iki yüzyılda halk siirinin dili 1908'den sonra gerçekleştirilecek olan ikiliği ortadan kaldırmış ve halk dili ile yüksek zümre dili birbirine yaklaşmıştır. 
Yeni Osmanlıca Devresi ise, ondokuz-yirminci asırları Cumhuriyet devrine kadar içine almaktadır. Osmanlıca'nın bu sonuncu devresi, gazeteci lisâninin başladığı, Arapça ve Farsça tertiplerin çözüldüğü Türkçe'nin kendi kaidelerine sahip çıkmaya başladığı devirdir. Fakat bu devrede de Arap ve Fars dillerinden gelen kelimelerin yanında batı dillerinden pek fazla kelime gelmiştir. Hattâ bu durum Cumhuriyet devrinden sonra günümüze kadar uzanmıştır. 
Her ne şekilde olursa olsun Osmanlı Türkçesi'ne, kültür dili olması hasebiyle, bir yüksek zuma dili olarak bakmak mümkündür. Ancak "Arapça, Farsça ve Türkçe'nin karışımı bir dildir" demek yanlıştır. Eğer öyle olsa idi geride kalan kültür hazinesine Arapların ve Parsların da sahip çıkması gerekirdi. Halbuki bu hazine, sâdece Türk Milleti'nindir. Yalnız bu dil zeki selim sahibi yüksek tabakanın dili olmuş ve halk dilinden ayrılmış olarak zuhur etmiştir. Yazı dili, aradığı açık ve anlaşılır şekle ancak yirminci asrın başlarında kavuşmuştur. Böylece bu devirden sonra yazı ve halk dili birbirine yaklaşmış ve zamanla aradaki açığı kapatmıştır. 

Gelelim günümüzce sıkça kullandığımız kelimelere,Osmanlıca yakında okullar da ödev olarak bile karşımıza çıkabilir.Bilgisayar terimlerinn Osmanlıca çevirileri;

GÖREV ÇUBUĞU          :DEĞNEK-ÜL VAZİFE
ÇİFT TIKLAMA             :TIKIRT-ÜL TEKERRÜR
ADMİNİSTRATOR         :SAHİP-UL EDEVAT
FLASH DİSK                 :EDEVAT-ÜL YUMUŞAK
HARD DİSK                  : EDEVAT-ÜL CİVANMERT
ANTİ SPYWARE           : MÜDAFA-ÜL HAFİYE
MOUSE                        : ZINDIK FARESİ
KLAVYE                       : TAHT-ÜL HURUFAT
POWER SUPPLY          : KUVVET MACUNU
MY DOCUMENTS         : SANDUKA-İ EVRAK
İNTERNET                    : ALLAME-İ ULUL ARZ
GOOGLE                      : KAŞİF-AL ALİ
GOOGLE EARTH         : SEYR-ÜL ARZ
DENETİM MASASI       : SEHPA-İ SALTANAT
CD-ROM                             : PERVANE-ÜL HAFIZA
EKRAN                                : PERDE-ÜL TEMASA
KASA                                   : KAİDE
ENTER                               : DUHUL
VİRÜS                                 : DEYYUS
ANTİVİRÜS                      : AKINICI
HACKER                          :  DEYYUS-ÜL EKBER
HATA RAPORU             :  MALUMAT-ÜL KABAHAT
MESSENGER                 :  HAVADİSCİ
CHAT                                :  MUHABBET-ÜL ZABİY













Hiç yorum yok:

Yorum Gönder